Önder EREN - tagged with ford http://www.ondereren.com/feed en-us http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss Sweetcron ondereren@gmail.com Bir Girişimcilik Öyküsü: Anadol http://www.ondereren.com/items/view/64

Çıktığı günden beri abonesi olduğum Forbes Türkiye dergisi haricinde, her ay içeriğine bakarak ta bir kaç ekonomi dergisi alıyorum. Girişimcilik öyküleri açısından en zengin dergi hala Forbes bence. Forbes'ten sonra en çok CNBC-E Business dergisini beğeniyorum. Bu ay ki dergide de, hem "Başlangıcından bitişine - Anadol'un hikayesi" kitabını, hem de halihazırda kullandığım Turkcell Internet paketinin aynısını (100 MB/ay) bir aylık bedava görünce, hemen satın aldım. Dergiye hızlıca göz gezdirdikten sonra, belki de Türkiye'nin en önemli girişimcilik öykülerinden birine, Anadol'un Hikayesine geldi sıra.
Kitap yaklaşık 100 sayfa, ve hikaye de sürükleyici olunca, bir solukta bitirdim.

Anadol hakkında detaylı bilgiyi wikipedia'dan alabilirsiniz. Burada kendi aldığım dersleri ve beğendiğim noktaları yazacağım.

Anadol, Türkiye'nin seri üretilmiş ilk ve tek yerli otomobil markası. Daha önce "Devrim" isimli de bir araba mevcut fakat bu seri üretime geçemediği için (onun hikayesi de apayrı bir girişimcilik öyküsüdür yine) övgüleri Anadol hakediyor bence.

80'lerde çocukluğunu yaşamış biri olarak, bu garip arabayı hatırlamamam mümkün değil. Hakkında çıkarılan "kaportasını inek yemiş, keçi ısırmış" hikayeleri bir yana, yoldan bir anadol geçtiğini, televizyondaki cızırdamalardan da anlamak mümkündü. Ama Anadol bir millete, aklına koyarsa herşeyin mümkün olduğunu anlatan, bir gurur hikayesi olmuştur.

O yıllarda Ford temsilciğine sahip olan Koç şirketlerinden Otosan'ın "neden kendi otomobilimizi üretmiyoruz?" düşüncesinin eseri olan Anadol, Türk girişimciliği adına çok önemli bir mihenk taşı.
Sac bükme makinelerinin milyonlarca dolarlık maliyetleri dolayısı ile fikir aşamasında tıkanan proje, bir gün Bernar Nahum'a çocuklarının Popular Mechanics dergisindeki bir teknolojiyi babalarına göstermeleri ile yepyeni bir seyir kazanıyor. Plexiglass. Araştırıyorlar ve neticede Reliant isimli bir ingiliz otomotiv firmasına ulaşılıyor. Karşılıklı anlaşmalarla üretimin önündeki önemli bir engel kalkıyor, aracın kaportası bu maddeden yapılıyor. Motor ve bir çok parça yabancı menşeili (başlangıçta bu oran %70 seviyesinde, yani sadece %30'u yerli üretim) zamanla yerli parçaların oranı artıyor.

Anadol piyasaya sürüldüğünde Türkiye'deki otomotiv endüstrisi yok denilebilecek kadar küçük. Araçların tamamı ithal ve devletin de kontrolü yüzünden yollarda araba görmek bile mucize. Zar zor da olsa bürokratik sorunların aşılması ve devletin de izin vermesi ile piyasaya çıkan araç, büyük bir talep görüyor ve arabayı almak isteyenler kuyruklar oluşturuyorlar. Belki o dönemdeki en büyük hata, talebi karşılayacak arza kavuşmak için yatırımlarda gecikmek ve global pazarı düşünmemek. Halbuki katıldıkları yabancı bir fuarda, 11 ülkeden Anadol'a talep geliyor ki bunların içerisinde ABD bile var. Fakat iç talebi zar zor karşıladıkları için, dışarıya bakmayı düşünmüyorlar bile. Anadol'dan 7 yıl sonra kurulan Hyundai'nin geldiği noktayı düşünürsek, kaçırılan fırsatın ne kadar büyük olduğunu görebiliriz sanırım. Devletin desteği ile belki de bugün bir ikinci Detroit, Türkiye'de olabilirdi.

Malesef daha sonra Totaş'ın Fiat 124 (hacı murat) ve Oyak'ın da Renault 12 ile piyasaya girmesi ile Anadol'a talep azalıyor ve nihayetinde üretimi de durduruluyor. Fakat Otosan yıllarca Pikap modelini üretmeye devam ediyor. Bugün bile yollarda görebileceğimiz bu model, 90ların başına kadar da üretiliyor.

İlginç bir anı olarak, Bernar Nahum, bir gün bir üst düzey Ford yetkilisinin kendisine "Otomobil üretme çabalarınızı dikkatle izliyor ve taktir ediyoruz. Ama bu işten vazgeçin, asla başarılı olamazsınız, otomobil üretmenin ne büyük zorlukları olduğu hakkında en ufak bir fikriniz yok" dediğini anlatıyor. Nahum, vazgeçmeyeceklerini söyleyince de, Ford mecburen destek olma sözü veriyor. (yine de süreç içerisinde Ford'un menfaatlerinin karşısında olan Anadol macerasının yine Ford tarafından gölgelendiği bir gerçek) Bir başka anısında Nahum, Vehbi Koç ile nasıl karşı karşıya geldiğini, hatta büyük bir tartışma yaşadıklarını, bunun akabinde Vehbi Koç'a yazdığı bir mektupta, Türkiye'de otomobil üretmek ile ilgili tüm negatif yönleri sıra ile yazdıktan sonra, son paragrafında Henry Ford gibi girişimciler ve karşılaştıkları eleştirilerden bahsedip "her yenilikçi zamanının delisidir. Siz de benimle birlikte bu deliliği göze alın" dediğini anlatıyor.

Girişimciliğin en önemli noktası da bu sanırım: "Herkes size deli derken, hedefinizden sapmadan inançlarınızın ve tutkularınızın peşinde koşmak"

İşte bu delilik, Türkiye'yi "kendi otomobilini üretebilmiş" ülkeler arasına soktu. Bugün geldiğimiz nokta itibarı ile yine bir otomobil üretmek mümkün belki ama tüm dünyada, otomotiv şirketlerinin birleşmesi ve devlerin ayakta kalması ile birlikte, bu büyük ve komik bir macera olur. Yine de Türkiye, otomotiv dünyasında önemli bir yere sahip. Geldiği bu yerde Anadol'un hakkını da vermek gerek.

Önder EREN - 08.09.2008

]]>
Mon, 08 Sep 2008 03:40:39 -0500 http://www.ondereren.com/items/view/64